Gözyaşlarıma
bir kıymet biçmek var içimde; ağlasam para eder mi diye... Etse ağlarım ömrümün
sonuna kadar; seni yaşadığın yoksulluktan ve cahilliğin şiddetinden
kurtarabilmek için... Etmese de ağlarım gerçi. Ama sen kimin umurundasın ki çocuk. Bak dönüp
bakmıyorlar bile, ne sana ne de seni bağrından koparıp uzatan annene. Sen
kıyıcıların umurunda değilsin. Sen, ülke yönetenlerin umurunda da değilsin.
Sen, gözünü açtığın bu dünyanın hiç umurunda değilsin çocuk.
Sen, sizi
orada kurtarmaya gelenlerin de umurunda değilsin; olsaydın seni de anneni de
alırlardı yanlarına. Hoş; alsalar da umurlarında olmamaya devam edecektin;
çünkü gideceğin yer bir mülteci kampı olacaktı. Kalabalıkta kaybolacaktın;
sesin dahi duyulmayacaktı. Dile getiremediğin yoksulluğun bir kap mama olarak
önüne konulduğunda onunla yetinecektin. Yine yoksulluğunla yetinecektin çocuk.
Bu seneler evvel de böyleydi, şimdi de böyle... Gitgide daha kötüye...
Gözyaşları
para etse, gözyaşı örgütleri kurardım yasadışı... Yazgısı kara, ufku kara, kendisi kara kıtanızı
açlıktan ve hunharlıktan alıkoyabilmek için. ‘Alıkoymak’ diyorum çünkü öylesine
kök saldılar ki toprağınıza... Sizi o musibetlerden ayırıp saklamak ve o musibetlerden
yoksun bırakmak istiyorum. Sen Gözyaşı Örgütü’nü kurmuşum say yine de; onun
adına konuşuyorum say... Çok fazlayız; sadece birbirimizden habersiziz, o
kadar...
Seni
sömürdüğümüz için bizi bağışlayacak mısın çocuk? Sana en büyük kötülüğü
yapanların duyması gereken ölçüde suçluluk duyuyorum. Elim kolum uzasa dokunsam
sana... Kapkara ve kocaman olduğunu düşündüğüm gözlerinden öpsem; gözyaşlarını
silsem suçlu ellerimle. Biraz temizlenir miyim? Biraz su serpilir miyim? Biraz
gülümseyebilir miyim karşında?
Kendi
çocuğuma baktıkça seni görüyorum iki gündür... Anneliğin baştan yarattığı benliğimle
çok büyük bir ızdırap çekiyorum. Sen, kara ve kuru kıtanda yoksulluk çeken,
şiddet gören masumların yeni sembolüsün benim için. Senden önce de vardı
keza... Çok vardı hem de... Hepsini hafızamda yaşatıyorum utançla...
Utanıyorum, çünkü seni ve senden öncekileri, dünyanın geri kalanı olan bizler
mahvettik. Bizim vergi ödediğimiz devletler, senin doğanı ve topraklarını maden
ve petrol aramalarıyla mahveden şirketlere teşvikler yağdırdı. Senin
tabağındaki mamadan çalınmış lokmalar geçiyor boğazımızdan. Ne diyeyim çocuk;
öyle berbat durumdayım işte...
Kendi
ülkemde de yoksulluktan, fakirlikten ölen çocuklar var; içimde kocaman bir
yangın taşıyorum hiç sönmeyen. Ben yarına dair güzel umutlar besleyemiyorum
sizi böyle gördükçe. Umut etmeye başladığım anda yıkılıyorum, çünkü karşımda
sizlerden birinin fotoğrafı beliriveriyor. Ve o fotoğrafın öyküsü beynimi
zonklatıyor acıdan. Bilemiyorum çocuk; ne yapacağımı bilemiyorum. Seni kurtacak
kişi ben olsaydım keşke. Sesini duyuyorum ta buralardan.
Ve sen kimin umurundasın
biliyor musun? Seni bağrından koparıp yabancılara teslim etmek için çırpınan
annendeki çaresizliğin; fotoğrafını görüp içi yanan benim gibilerin; doğduğun
kıtaya bereket kavuşturmaya yetmeyen yardımseverlerin umurundasın... Ama şu anda sana uzanamıyor bile ellerimiz; bağışla bizi...






