1 Ocak 2014 Çarşamba

Bir kayıp günle başlar yıllar...

Ocak ayının 1'inden bahsediyorum... Yılın en birinci gününden... Bazen yüzyılı bazen de binyılı başlatır bu gün. O denli meşhurdur kağıtlı kağıtsız takvimlerin üzerinde. Koca bir zamanın başlangıcı gibidir. Ama öylesine kayıp bir zamandır ki Ocak ayının '1'i, geçmiş zaman yılının gölgesinde kalır daima... Ve kuzey yarım kürede gerçekten de öyledir; güneşsizdir, tatsızdır, heyecansızdır. Gökyüzü eğer çehresini bu koca yılın ilk gününde...

Öylesine zavallıdır ki 1 Ocak, 31 Aralık gecesinin uzantıları, kırıntıları ve kalıntılarıyla kendine bir anlam yüklemeye çalışır. Oysa anılarda 1 Ocak'tan hiç bahsedilmez; 31 Aralık gecesidir esas ve esaslı zaman. Randevuların, rezervasyonların, buluşmaların tarihidir. Yenilmiştir, içilmiştir, eğlencenin dibine kadar inilmiştir; hatta o diplerde nefessiz bile kalınmıştır. İşte o eğlencenin şuuru zaten 1 Ocak'ın ilk dakikalarında yok olmuştur. Bilinçler kendilerini kaybeder çoğu zaman. 1 Ocak'ın ilk saatleri hatırlanmaz bile. Her şey geri sayımla biter gider. Belki bir yorgunluk kalır geriye...


İşte o yorgunluğun başlangıcıdır 1 Ocak. Günle yüklü bir yıl vardır yaşanması zorunlu. Neyse ki umutlar ve dilekler daha sevimli kılar bu yeni yılı ve bu mecburi hizmeti... Ezcümle; yaşamda kalış hizmetindeyiz topluca.

Otuz bilmem kaç yıldır yaşamda kalış hizmetimde hatırladığım yegane 1 Ocak, 2004 yılının 1 Ocak'ı idi. Çünkü o gün, üçleme ya da tekleme olsun benim için en eşsiz filmlerden biri olan Yüzüklerin Efendisi'nin Kralın Dönüşü serisine gitmiştim. Hangi enerjiyle izledim 201 dakikalık o seriyi bilmiyorum. Orası anılarımda muamma işte...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder